Bizimkisi bir aşk hikayesi

70’lerin Şampiyon Kulüpler şampiyonu Neeskens, 80’lerin Avrupa galibi Rijkaard, 90’ların Dünya şampiyonu Lemerre ve 2000’lerin Dünya üçüncüsü Özat’ı 2010’da saha kenarında bir araya getiren; bu adamları hayranlıkla seyrettiğimiz yılları düşününce hem gülümsetip, hem ceket ilikleten bir maçtı bu…
80’lerin sonlarında her perşembe akşamı TRT’den izlenen Avrupa’dan Futbol’un jeneriğini duyduğunda hâlâ duygulanan futbol âşıkları için de siyah-beyaz çocukluklarıyla randevu gibiydi dün gece. Sahadaki birçok futbolcunun da çocukluğunun o yıllara denk geldiğini düşününce, kulübedeki idollerine daha iyi bir maç seyrettirmelerini beklememiz de normaldi herhalde.
Ama gerek Ankara’nın ayazı, gerekse kupanın garip beşli grup statüsü baltaladı futbolu. A.Gücü’nün Temmuz’da başlayıp Ocak’ta hâlen bitmeyen hazırlık dönemi de bıktırdı tabii. Yine de Lemerre’in hem iki stoper tercihinin de ayağı iyi adamlar olması, hem de “ne öldürür ne güldürür Hürriyet-Adem” ikilisinden vazgeçilip yetenekli Bilal’e dönülmesi olumlu gelişmeler.

“Sakatlara vefa” konusunda bir sınav yaşayan G.Saray içinse, Franco’nun (eğer gönlü gitmekten yanaysa) vazgeçilmez olmadığını düşündüren bir Ufuk vardı sahada. Rijkaard’ın kulübede bir fazla ileri uç oyuncusu bulundurmak için Uğur’u savunmanın iki kanadına alıştırmaya çalışması da olumlu; ama genç adamın “çizgiye inip penaltı noktası üzerine hedefsiz yüksek top atmak” planını sorgulaması lazım.
Geçen yıl Türkiye Kupası’nda Altay önünde sakatlanan Servet’in, Emre Aşık-Semih kulübedeyken maçı tamamlamasıysa bir unutkanlık olsa gerek.

http://www.milliyet.com.tr/bizimkisi-bir-ask-hikayesi/ugur-meleke/spor/yazardetay/27.01.2010/1191664/default.htm

  • Share/Bookmark
Makale tarihi : January 28, 2010
Kategori: Ankaragücü, Galatasaray, Milliyet, Müsabaka Tenkit

Yorum

  1. Written by erdem_elano
    on 28/01/2010 at 04:28
    Permalink

    Leo Franco – Ufuk konusunda sonuna kadar katılıyorum. Ufuk çok az forma şansı buldu bugüne kadar belki ama nedense hep Franco’dan daha çok güven veriyor bana ve çevremdeki herkese. Özellikle Harry Kewell’ın gideceği konusu açıldığından bu yana Leo Franco’nun gitmesi ihtimali çok daha mantıklı geliyor bana.

  2. Written by m@niaC
    on 28/01/2010 at 13:57
    Permalink

    Öncelikle sizi tebrik ederim bu kadar kaliteli ve seviyeli yazılar yazdığınız için.Bütün yazılarınızı kaçırmadan okuyorum.Bir üstad olarak yorumlarımı yorumlarsanız çok sevinirim.

    1)Galatasaray a gelmeden önce benim bile bildiğim Caner in sol bek değil sol açık oyuncusu olduğunu Galatasaray yönetimimi bilmiyordu?

    2)Hücum hattına bu kadar para harcanıp kaliteli ve alternatifli kadro kurulurken defans hattına niye ya çok ucuz yada serbest oyuncular geliyor(Neill hariç).Bu şekilde nereye kadar gider?

    3)Kaleciler için en önemli şeylerden birinin iletişim olduğunu düşünürsek defans hattınında hepsinin Türk olduğuna göre yabancı kaleci tercihi ne kadar doğrudur?

    4)Bunlar bir yönetim zaafımıdır?Yoksa taraftarı susturmak ve günlük başarılar için yapılmış küçük oyunlar mı?

    şimdiden çok teşekkürler

  3. Written by erdem_elano
    on 28/01/2010 at 18:45
    Permalink

    Bende şunu sormak isterim Uğur Abi…

    Galatasaray’ın yabancı kalecideki ısrarı, geçmişten bu güne gelen avrupa başarılarının yabancı kaleciler ile geldiği ile alakalı değil midir? Yani aslında Galatasaray kendi kendine bir tabu oluşturduda bu tabuyu yıkamıyor mu?

  4. Written by Meleke
    on 29/01/2010 at 14:27
    Permalink

    Caner sol bekte de oynuyordu CSKAda.

    Yabancı kaleci konusu evet bir alışkanlık olmuş olabilir. Ama kalecinin yerlisi yabancısı yok, iyisi kötüsü var. Aykut da Ufuk da, De Sanctis ve Franco’dan geride değiller bence.

  5. Written by m@niaC
    on 29/01/2010 at 18:06
    Permalink

    Belkiden o yüzden oynayamadı CSKA da.

Yorum yaz