Ben kısaca k.a.
Maçın böyle bir gidişatı olacağını müsabaka öncesi kestirmek zordu, çünkü bizim alıştığımız Eski“şehir”, bu şehir değildi. Rıza Hoca rakip ayırt etmeksizin kendi oyununu oynamayı düşünen, maç boyunca topa hakim olmaya çalışan, yediğinden fazlasını atmayı hedefleyen bir takım yapmıştı bu sene… Ligin ikinci devresindeki bütün maçlarda takımın forvetleri Ümit, Jaycee, Adem, Mehmet, Aydın, Caner, Bülent ve Erkan’dan en az üçünü ilk 11’de kullanmıştı. Hatta ilk devrede Ali Sami Yen’e, Panathinaikos’u deplasmanda yenmiş Galatasaray’a konuk geldiklerinde bile ön tarafını Burak-Youla-Ümit-Mehmet’le kurmuştu. Yani dün sarı-kırmızılılar önüne (kulübede Adem, Erkan ve Bülent varken) sadece Ümit ve Mehmet’le çıkılması, bu şehir için yepyeni bir şeydi doğrusu…
Ama bu şehrin dün şaşıracağı en büyük şey bu değilmiş! Bütün Süper Lig kariyerinde attığı toplam gol sayısı sadece 1 olan 27 yaşındaki Koray’ın (sıra dışı forma ismiyle k.a.’nın) günüymüş dün meğer… Sağ açıkta oynuyor olmasına rağmen sol eliyle buluşan iki top çok konuşulacaktır; ama iki ayağıyla attığı iki harika gol, sol elini fazlasıyla gölgede bıraktı… Rıza Hoca’nın Galatasaray’ı durdurma amaçlı kurduğu B planı gayet iyi işledi, ama herhalde hiç hesapta olmayan bu Koray performansı da ona yukarılardan bir lütuftu dün gece…
* * *
Galatasaray içinse birçok anlamda kötü bir gündü dün… Mehmet Topal kötüydü, Keita kötüydü. Ama Galatasaray için (aslında Fenerbahçe için de) esas kötü olan kapalı savunmaları açma yöntemleri konusundaki kısırlık. Hâlâ kornerlerde, frikiklerde, duran toplarda çalışılmış hissi veren bir şey denenmemesi enteresan. 205 santimlik bir kalecisi, 197 santimlik bir stoperi olan Eskişehir’e karşı (aynen ilk devredeki maçta olduğu gibi) yüksek kornerler atmak kelimenin tam anlamıyla- acayip duruyor!
Hem Fenerbahçe’nin hem Galatasaray’ın uzaktan vurabilecek bu kadar adamı varken kapalı savunmalara karşı verdikleri sınavları hemen hiç şut atmadan tamamlamaları da ligin geri kalanında iki ekibin bu tarz daha çok puanlar kaybedebileceğinin sinyali sanırım…
Kategori: Eskişehirspor, Galatasaray, Milliyet, Müsabaka Tenkit
Aykut: Kocaman bir hata
Önce Trabzonspor Sportif Direktörü Ünal Karaman’ın, Güneş’in yardımcılığını yapacağı açıklandı. Sonra da F.Bahçe Sportif Direktörü Kocaman’ın Daum’un yerini alacağı dedikoduları dolaşmaya başladı. Eğer söylentiler gerçek olur da, sarı-lacivertliler Daum’un yerine Kocaman’ı göreve getirirse; Türk antrenörlüğü için yeni bir karanlık dönemin başladığı, ya da en azından büyük bir fırsatın kaçırıldığının habercisidir bu.
Bu tezimin Fenerbahçe’nin sportif performansıyla alakası yok. Daum’un/Aykut Kocaman’ın nasıl hocalar oldukları noktasında da değilim. Buradaki esas mesele, Türkiye’de “sportif direktörlük” tanımının yanlış yapılması, çok ihtiyaç duyulan bir pozisyonun daha filizlenirken ezilmesi, yok edilmesi… Çünkü eğer Fenerbahçe’de Aykut Hoca/Daum değişikliği yapılırsa, Türkiye’de bundan sonra “sportif direktör” yapılan her isme, “teknik direktörün alternatifi” gözüyle bakılacak. Hatta daha kötüsü, kurnaz kulüp yöneticileri sportif direktör adı altında “yedek teknik direktör” istihdam edecek; ufak bir kötü gidişte faturayı çok daha kolay bir biçimde mevcut antrenöre kesecek!
* * *
Oysa ne çok umutlanmıştık Türkiye’de “sportif direktörlük” kurumu oluşuyor diye… Artık Türkiye’de her kulüpte mesaisini “oyuncu izleme ekipleri kurmaya, bütçeye, altyapıya/akademiye” ayıran bir futbol adamı olacak diye düşünmüştük. Teknik direktör, bir sonraki maçın ya da en fazla bir sonraki ayın planlarını yaparken; gelecek yılı kurgulayan bir adam olacaktı ekipte… Teknik direktör, idman organize edip, oyuncularıyla bire bir ilgilenip, taktik çalışıp, rakip ezberlerken; birisinin dünyanın kalan bütün futbolcularını takip ettiğini bilecekti.
Üstelik de Avrupa’da belki de en çok Türkiye’ye lazımdı sportif direktörlük kurumu… Sportif direktör, teknik adam seçilen masada olacaktı. Böylece gelen hocayla daha ilk günden uyum sağlayarak, çoğunluğunu zengin fanatiklerin oluşturduğu yönetimlerle arada köprü vazifesi görecekti. Yönetimler 8’inci haftada hoca değiştirmek istediğinde gereken sağduyuyu gösterecek, hocaya en azından ilk devreyi bitirme imkânı sağlatacaktı. O kulüpte sık hoca değişikliği varsa bile bir anlayış ve kadro devamlılığı olmasına gayret edecek; en azından devre arası 20 oyuncu gönderilip 20 oyuncu alınmasına karşı çıkacaktı. Hoca değişikliklerinde temelden sarsılmayan, senede üç kere “yeniden yapılanmayan” kulüpler olacaktı ligde…
* * *
Olmadı… Hele de bu pozisyonda model sayılabilecek Aykut Kocaman, Fenerbahçe teknik direktörlüğüne geçiş yaparsa belki de hiç olmayacak. Önümüzdeki 5-10 yılı da sportif direktör-teknik direktör değişiklikleriyle heba edecek onca kulüp. O yüzden Aykut Hoca iyi düşünmeli; sadece kendisi veya sadece kulübü için değil, Türk futbolu için de bir gelecek muhasebesi yapıp doğru kararı vermeli…
Hakemler İngilizce biliyor mu?
Hürriyet gazetesi, Aydınus’la Güiza arasındaki “You haven’t ball” diyalogunu haber yapmış, Attila Ağbi (Gökçe) de bu konuyu köşesinde enine boyuna değerlendirmiş. Aydınus, grameri kusursuz bir cümle kurmamış, ama ben de o pozisyonda derdini anlatabildiğini düşünüyorum. Hatta bildiğim kadarıyla Fırat Hoca’nın günlük hayatında profesyonel olarak yaptığı iş de İngilizce öğretimiyle ilgili. Dolayısıyla onun yabancı oyuncularla kurduğu iletişimle ilgili şüphemiz yok.
Yalnız çok enteresandır, Colin Kazım Richards, aylar önce kişisel sayfası twitter.com/colin_kazim08’de şunları yazmış: “Türkiye’de hakemler kötüdür demiyorum (…) Ama hakeme topa baktığımı anlatmak için iki parmağımla gözlerimi gösterdiğimde neden sarı kart görüyorum? Derdimi İngilizce anlatamıyorum, çünkü Türkiye’de hiçbir hakem İngilizce konuşmuyor! Oysa İngilizce, dünyanın her yerinde futbolun ortak dilidir!”
Kâzım’ın bu yazdıklarını dikkate almak gerektiğini düşünüyorum, çünkü milli oyuncu son derece haklı. Merkez Hakem Komitesi’nin FIFA listesine yazdığı 7 hakemin İngilizce bilmesi yetmez (Ki listedeki 7 hakemden son derece tecrübeli bir tanesinin, ligde yabancı oyuncularla diyaloga giremediğini, onun yerine sert yüz ifadesi, jest ve mimiklerle otorite kurmaya çalıştığını gözlemliyorum). Süper Lig’de maç yöneten tüm hakemlerin derdini İngilizce anlatabilmesi gerekir.
Kâzım haklı. Çünkü futbolun ortak dili, dünyanın her yerinde aynı.
O-Guus Terim
A Milli Takım için Hiddink tercihi harika… Şu anda dünya üstündeki hemen hemen bütün milli takımların ve en üst düzey birçok kulübün hayali oydu. Ne mutlu bize ki, sadece bizim hayalimiz gerçek oldu.
Hiddink’in göreve ağustosta başlayacak olması veya Dünya Kupası’nda Fildişi Sahili’ni çalıştırması da kabul edilebilir; yeter ki Türkiye’de görev yaptığı 4 yıl boyunca tek işi ay yıldızlı takım olsun. Çünkü bırakın Türkiye’deki büyükleri, Juventus-Chelsea düzeyindeki dünya devleri bile bu 4 yıl boyunca Hiddink’in kapısını çalacaklardır; o yüzden Hollandalı’nın kontratına sadece milli takımımızı çalıştırma şartını muhakkak koymak gerek. Eğer TFF, Hiddink’in kontratına zaten böyle bir şart koydu ise bunu Türk ve dünya kamuoyuyla acilen paylaşması çok isabetli olacaktır. Read the rest of this post »
Alo, ben Mr. Polat!
47 puanlı/ 5 yabancılı/ geçen martı UEFA’da çeyrek final kovalayarak geçirmiş Galatasaray’la, 27 puanlı/ tek yabancılı/ geçen martta Bank Asya 1.lig play-off hayali kuran Kasımpaşa’nın kora kor bir maçını izledik Ali Sami Yen’de… Bu iki takımın 21 Eylül’de Kasımpaşa’da oynadıkları maç da harikaydı, üstelik oradaki hikâye de bu müsabakaya çok benzer gelişmişti. Vural görevinde henüz 20 günlük olmasına rağmen prensipliydi, pas oyunu oynadılar, geriden uzun vurmadılar, kalecileri hemen hiç degaj yapmadı. 5 ay sonra Ali Sami Yen’de de aynı olumlu niyet sahadaydı, Kasımpaşalılar ilk yarıda uzun vurmama işini biraz abarttılarsa da orta vadede bu düşünceden çok kazançlı çıkacakları kesin.
Evet, Galatasaray maçın genelinde daha baskılıydı, çünkü Kasımpaşa yarı sahasında sayısız top kazandı. Vural’ın geri beşlisi topu sürekli eveleyip geveleyince, “Kısa-uzun pas yoktur; doğru pas vardır” diye düşünmeyip kendi bölgelerine kendilerini sıkıştırdıkça rahatladı sarı-kırmızılılar… Arda-Giovani-Keita ilk yarıda en az 6-7 top kazandılar, özellikle Meksikalı forvet kısa-çabuk tavşan adımlarıyla çok zorladı Paşa savunmasını. Sanırım Adnan Polat’a, maç sonunu bile beklemeden Tottenham yöneticilerine telefon açtıracak iyi bir performans gösterdi Giovani…
45-75 arası Vural dengeyi büyük ölçüde sağladı, bu gelişimde de orta sahasına pas transferi yapabilecek ekstra bir adam almasının önemli katkısı var. Zaten sol açıkta Sancak tercihi Keita önlemi gibiydi, ama G.Saray’ın öndeki dörtlüsü sürekli turlayıp yer değiştirince Sancak-Keita eşleşmesi hemen hiç yaşanmadı. Keita’nın iki golünün de Paşa’nın sağından gelmesi, hücumdaki yer değişikliklerinin bir meyvesiydi zaten.
İki takımın beş ayda oynadığı 180 dakikada toplamda 7-2’lik bir farkı oluşturansa galiba doğal yetenekti. Galatasaray’ın ön tarafı yetenekli, bekleri yetenekli, stoperleri Avrupa Ligi için yeterli… Eğer geriyle ileri grup arasındaki pas bağlantısını sağlayabilme işini yapabilecek Elano’dan başka bir ekstra adamı Şubat’a kadar bulabilselerdi, büyük bir ihtimalle şu anda rakipleri Sporting Lizbon’u düşünüyor olacaklardı.
Kategori: Galatasaray, Kasımpaşa, Milliyet, Müsabaka Tenkit
Turgay milli takıma
4-4-2 dergisi her ay bir futbol adamına onun idealindeki takımı soruyor, şubatta da Muhsin Ertuğral hayalindeki 11’i yapmış. Onun Song’u-Kingston’u içeren hayalindeki takımı, ufkunun nereye kadar olduğunu görünce, Sivas’ın neden çok ileri gidemeyeceğini anlıyorsunuz. Ertuğral’ın transfer ettiği 4 Afrikalı’yı üçüncü kez canlı izliyorum; sadece Tunuslu Taider iyi sinyaller veriyor, o da Sakarya’da 83 dakika kulübede oturdu zaten…
Evet, Sivas çok zayıf, ama Bursa’nın rahat galibiyetini sadece rakiple açıklamak haksızlık olur. Cumartesi saat 16:00 itibariyle ligin en yüksek gol ortalamasını tutturan takımı olan Bursa, çok olumlu ve göze hoş gelen bir hücum futbolu oynuyor. Hemen hemen bütün oyuncuları skoru paylaşıyor; topa her dakika sahip olmayı hedefliyorlar, başardıklarında da Ergic-Batalla-Ozan-Volkan yetenek dörtgeniyle keyif veriyorlar. Belki çok iyi savunma yapamıyorlar, Beşiktaş galibiyetinden beri de çok gol yiyen bir takıma dönüştüler. Ama Sivas maçındaki gibi ilk yarıyı hem 1 faulle kapatıp, hem de sürekli hücum ettikleri sürece yediklerinden fazlasını atacak güce de sahipler.
Ivankov katkısı
Bursa’nın 30 üstü Mustafa, Ali, Ömer, Hüseyin’li yaşlı savunmasının açıklarının kapatılmasında kaleci Ivankov’un zekâsının da katkısına değinmek gerek. Bulgaristan Teknik Direktörü Stoilov’un, “2004’te milli takımı bıraktı ama Bursa’ya şampiyonluk yolunda yardım ediyor. Bizim de yardım teklifimizi geri çevirmeyeceğine inanıyorum” sözleriyle ulusal göreve davet ettiği Ivankov, gerçekten iki zirve yarışını götürecek form durumuna sahip. FIFA’nın uygulama değişikliği sonrası rahatlayan Turgay da milli formaya göz kırpar durumda. Bir santrforun yapması gereken her şeyi yapıyor, sırtı dönük top alıyor/veriyor, pas trafiğine katılıyor, hava hakimiyeti var, asist yapıyor, gol atıyor! Doğrusu Avusturya teknik patronu Constantini’nin Turgay’ı izleyip nazik bir davet yapmasından, bu adamın Euro 2012 yolunda bize rakip olmasından da çekinmeye başladım.
Kategori: Bursaspor, Milliyet, Müsabaka Tenkit, Sivasspor
Que te mejores Agüero!
180 dakikalık eşleşmelerde hocaların ilk maçta gördüğü açıkları rövanşta tedavi etmesi normal. Flores de dersine iyi çalışmış, ilk maçta solda Ujfalusi’nin Keita’ya yapamadığı baskı için rövanşta Lopez’i seçmiş. Gerçi Flores savunmada kimi seçse çok fazla fark etmiyor, çünkü elindeki defans oyuncularının hemen hepsi kötü!
Yine Tiago Avrupa Ligi’nde oynayamadığı için ilk maçta ciddi bir pas sorunu yaşayan Flores, İstanbul’da Forlan yerine Jurado tercihiyle orta sahayı beşledi; özellikle ikinci yarıda bu kalabalığın faydasını da fazlasıyla gördü. Tabii G.Saray’ın tam kalbinde ileri-geri pas bağlantısını sağlayan Elano’nun oyundan çıkışının Flores’e çok yardım ettiğini kabul etmek gerek. Ayhan-Sarp-Topal üçlüsünün beceri eksikliği takımı sıradanlaştırdı; Rijkaard da santrfora Giovani/orta sahaya Arda gibi bir hamleyi 60’larda düşünüp sonra vazgeçince top kontrolü uzun süre Madrid takımına geçti. 80’de Caner’in lüzumsuz kırmızı kartıyla böyle bir şeyi düşünmek de imkânsızlaştı zaten.
Galatasaray’ı bu turdan edense aslında bu detaylar değil. Çok daha basitleri… Rijkaard ilk yarıda sadece iki kez çizgiye çıktı, ikisi de Uğur’un taç atışını bir türlü boş adama geçirememesi yüzündendi. İki koluyla sağdaki oyuncunun sola, soldakinin sağa koşu yapmasını iki kez gösterdi; neredeyse ben kalkıp sağa koşacaktım, Galatasaraylılar koşmadı!
Caner’in kırmızı kartı da en az o taçlar kadar basitti. Hakemin penaltıyı vermemiş olmasını Valera’ya faul yaparak telafi etmek, sadece genç Türk çocukların aklına gelen garip bir çözüm! CSKA’da 40 küsur resmi maç oynadığı, Şampiyonlar Ligi’nde kritik dakikalar aldığı için gözümüzde dev gibi olan Caner’in, aslında Arda’dan 21 ay küçük bir çocuk olduğunu hatırladık maalesef o anda.
Hakem Rocchi’ye gelince….. UEFA’nın premier gelişim departmanı tehlikeli bir grup. Burada daha ziyade tecrübesi az, yeteneği çok hakemler yer alıyor; UEFA onlardan gençlik hatalarını Avrupa Ligi’nde bitirip Devler Ligi’nin üst turlarına pişmiş gelmelerini bekliyor. Rocchi, Inter-Milan derbisinde de Sneijder’e çok abartılı bir kırmızı çıkarmıştı, İstanbul’da da Caner’e verdiği ikinci sarı ağırdı. Ama tabii ki orada esas hata gösterende değil, maalesef görende…
Tabii aslında bu çocukların büyüyememesindeki sebepleri çok uzakta aramamak lazım. Agüero’nun suratı dağıldığında Servet lehine bağıran bir taraftarın önünde oynuyorlar bazen…
*Geçmiş olsun Agüero.
Fenerbahçe-Lille düşünceleri
Futbol, öngörü yapılması çok zor bir oyun… Daum, Lille’deki ilk maçta (rakibin sağdan Gervinho’yla geleceğini varsayarak) solu Santos-Vederson’la defansif kurdu. Lille, Gervinho’yla başlamadığı gibi; maç boyunca soldan geldi, iki golü de oradan buldu!
Daum, bir hafta önce bugün, muhtemelen Kadıköy’deki ikinci maçta kanatlarda ofansif Özer-Topuz’u kullanmayı düşünüyordu. Bugün itibariyle onlar yok, defansif tercihler Santos-Vederson bile yok… Bu kez de Rudi Garcia, Kadıköy’de ev sahibinin bu açığından Gervinho’yla faydalanmak isteyecekti, ama hem Fildişili forvet, hem de yetenekli sağ bek Debuchy sakat. Read the rest of this post »
Galatasaray avantajlı
G.Saray, Atletico’yu iyi bir zamanda yakaladı. Maçı tek başına alıp götürebilecek Keita formda; maçı tek başına alıp rakibe verebilecek Ujfalusi de karşısında… Euro 2008’de solda Jankulovski-Ujfalusi ikilisinin Hamit’e karşı çaresizliğini hatırlıyorum; Bruckner ikinci sol bek Kadlec’i de oyuna almış ama Altıntop üretimi 3 gol gelmesine engel olamamıştı.
Şu anda Keita, o günkü Hamit gibi formda. Hayatlarında ilk kez perşembe günü bir arada oynayan Atletico savunma dörtlüsü, Çekler gibi dağınık… Antalya ve Madrid maçlarında toplam 6 pozisyona giren Mustafa da sahada olacak; sadeliğin ustası Elano da… Eğer ilk maçtaki gibi laubali baraj hataları yapılmazsa, özgüveni son derece düşmüş Uğur-Simao’ya özel bir avantaj sağlamazsa, cumadan itibaren Everton’ı düşünecek taraf G.Saray olmalı gibi.
http://www.milliyet.com.tr/fenerbahce-lille-dusunceleri/ugur-meleke/spor/yazardetay/25.02.2010/1203705/default.htm?ver=48
Top çizgiyi geçti mi?
G.Saray-Beşiktaş maçının yardımcı hakemi Tarık Ongun, kulaklık vasıtasıyla Aydınus’a “Top çizgiyi geçti!” dese ve Holosko’nun kafası gol olarak değer kazansa, hakemleri suçlayabilir misiniz?
Görevi icabı son savunma adamını takip etmesi gereken ve o kafa şutu anında defansla/Holosko’yla aynı hizada olan Ongun’un, topa vurulur vurulmaz aut çizgisine ışınlanması mümkün mü? Ongun topla aynı hızda çizgiye koşamayacağına, o anda aut çizgisinde de olamayacağına göre, görüş kalitesi açısından tribündeki adamdan/orta hakemden ne farkı var ki?
Çipli top konusu rafa kalktığına, bu işlerin çaresi çizgi hakeminde arandığına göre… Acaba TFF, 6 hakem konusunu UEFA’yla istişare edip Avrupa’ya öncülük edebilir mi? 5 yıl içinde bütün liglerde uygulanacağı kesin olan bu sisteme biz liderlik edemez miyiz?
http://www.milliyet.com.tr/fenerbahce-lille-dusunceleri/ugur-meleke/spor/yazardetay/25.02.2010/1203705/default.htm?ver=48
vapurajeton on