Bursaspor haksızlığa uğradı

Fenerbahçe’nin 5 günde oynadığı iki finalde motivasyonla ilgili hiçbir sorunu yoktu, iki finalin arasındaki önemli fark da galiba buydu: İlk finalde motivasyon galibiyete yetmemişti, ikincide yetti. Bursa zaten Avrupa kupaları biletiyle bu sezonki görevini başarıyla tamamlamış, Fenerbahçe’nin işinin tamamlanması içinse kupa gerekiyordu. Yaşayan efsane Alex ve küçük yaşta ayrı düştüğü kardeşi “Semih de Souza” sahada birlikte olunca, o kupa da geldi.
* * *
Fenerbahçe kazandı kazanmasına da, Bursa finale çıkarak ne kazandı, bence maçın çok önemli bir sorusu da buydu…

Süper Lig Müsabakaları Statüsü (sayfa 14) Ek 3/11c’de “Türkiye Kupası finalistinin aynı zamanda Play-Off Avrupa Ligi grubunda birinci takım olması halinde, kupa finalisti olan takım UEFA Avrupa Ligi’ne gidecek 3. ekip olacaktır” deniyor. Aynı madde, “Play-Off şampiyonluk grubunda 3. olan takım, UEFA Avrupa Ligi’ne katılacak 1. ekip olacaktır. Bu gruptaki 4. takım, UEFA Avrupa Ligi’ne katılacak 2. ekip olacaktır. Bu durumda PLAY-OFFLAR ARASI FİNAL MÜSABAKASI oynanmayacaktır” diye devam ediyor.

Bugünkü durumda lig üçüncüsü Trabzon’un, UEFA Avrupa Ligi’ne giden ilk takım (yani sadece play-off turu oynayacak takım) olması doğal. Ama Avrupa Ligi’ne gidecek ikinci takım (yani bir ön eleme turu oynayacak takım) hakkının doğrudan lig dördüncüsüne verilmesinde bir acayiplik var. Çünkü normalde bu hak, “play-offlar arası final müsabakası”nın kazananına gidecekti. Bursaspor da Avrupa Ligi play-off grubunu birinci bitirerek bu müsabakayı Beşiktaş’la oynamaya hak kazanmıştı. Ama şimdi Bursaspor bu hakkını, Türkiye Kupası finalisti olduğu için yitirmiş oldu! Yani Bursaspor, Türkiye Kupası’nda finale çıkmanın bedelini ödedi adeta!

Şimdi Bursaspor’un günahı ne ki? Türkiye Kupası’nda finale çıktılar diye neden play-offlar finali hakkını kaybediyorlar? Neden doğrudan Avrupa Ligi’ne gidecek en arka sıra biletini alıyorlar? Neden sezonu 15 gün erken açıp, neden bir ön eleme turu fazla oynuyorlar? Oysa normal şartlarda Avrupa Ligi’ne gidecek ikinci takım bileti Beşiktaş’la Bursaspor arasında oynanacak play-offlar finali sonunda verilmeliydi.
Bursaspor, statüdeki bu anlamsız madde yüzünden bence skandal bir haksızlığa uğradı dün…
**********************************************************
www.ugurmeleke.com
twitter.com/ugurmeleke
facebook.com/ugurmeleke
youtube.com/ugurmeleke

  • Share/Bookmark
Makale tarihi : May 17, 2012 · 2 Yorum
Kategori: Bursaspor, Fenerbahçe, Milliyet, Müsabaka Tenkit, Uğur Meleke yazıları

Kazalı belalı

Birinciliği kazanana da, ikinciliği kazanana da çok teşekkür etmek lazım bu sezon. Çünkü bence bu sezonun kaybedeni yok. Bu olağanüstü koşullarda yılı kazasız belasız bitirdiğimiz için futbolculara, hakemlere, antrenörlere çok şey borçluyuz. Gerçi bu “kazasız belasız” lafını da kullanmaya uygun bir anda mıyız bilemiyorum, bir yılda kaza bela adına daha ne olabilirdi ki sahi! Yine de şükürler olsun, dün Volkan ile Gökhan Zan, Ünal Aysal ile Nihat Özdemir sarıldılar ya maçın sonunda, dışarıdaki muhtemel kavgaların dozajını azalttılar elbirliğiyle… Volkan’a-Gökhan’a, Aysal’a-Özdemir’e binlerce teşekkürler, futbolun gerçekten sadece bir oyun olduğunu hatırlattıkları için…
* * *
Haziran 1994 günü, 22 yaşındaki Rus Alexander Popov’un bedeni Monako’da bir yüzme havuzuna daldı. Dakikalar sonra Popov, 100 metreyi diğer herhangi bir insandan daha hızlı giderek tamamen su yüzüne çıktı. 48 saniye boyunca Popov’un her kası kasılmış, gerilmiş ve bükülmüş, ciğerleri tekrar tekrar dolmuş ve boşalmış, kalbi bedeninin her yerine 35 litre kadar kan pompalamıştı. Ne pahasına? Onu 10 yıl veya 20 yıl sonra kim hatırlayacaktır? (Rekor da 2000’de el değiştirmiştir zaten)… Artık bu düzeyde idman yapmayan Alexander, bugün 40 yaşında neye benziyordur acaba?”

“Birinin size, Avrupa’da temsilcilerinin dereceye girmek için şiddetli rekabet nedeniyle üstünkörü eğitim alan, evlerinden koparılan, kölece işleri yapmaları için kamplara sokulan, sürekli talim yaptırılan yetenekli gençleri bulmak için ülkeyi taradığı bir sistem olduğunu söylediğini farz edin. Şanslı olanların devam ettiği, işverenler tarafından alınıp satıldığı bir kontrat sistemine bağlandığı… Başarılı ve parlak olanların çok iyi para kazandığı, ama ikinci sınıftan olanların 30’larında kendisini posası çıkmış ve işsiz olarak bulduğu… Bu, başka bir sanayide olsa ağır protesto uğultularına neden olmaz mıydı?”

Bu sütunun dikkatli takipçileri bu öyküyü hatırlayacaklardır. Ama bugünün tam da bu hikâyenin günü olduğunu düşünüyorum yine: Bugün şampiyonluk sevinciyle sokağa dökülenlerin de, ikincilik tesellisiyle evine dönenlerin aklının köşesinde bir Popov öyküsü olması umuduyla…

  • Share/Bookmark
Makale tarihi : May 13, 2012 · 2 Yorum
Kategori: Fenerbahçe, Galatasaray, Milliyet, Müsabaka Tenkit, Uğur Meleke yazıları

Hatır Kupası meselesi

SÜPER FİNALİN SÜPER FİNALİ YAZI DİZİSİ (3)
TEKNİK ANALİZ

Terim’in ve Dürüst’ün play-off’tan mütemadiyen şikayetlenmeleri sadece ve sadece Galatasaray’a zarar verdi. Play-off uygulaması, sezon ortasında değil başında konuldu ve herkes planlarını 40 maça göre yapmalıydı. Kocaman’sa aynı dönemde çok şanslıydı çünkü sürpriz bir adam, Volkan Demirel, epik bir öyküyle takımın liderliğine soyundu

İdeal 11’inde (sekizi dışarıdan, ikisi içeriden) 10 yeni transfer olan bir takımla ilk sezonunda 40’ıncı maç haftasına lider girmek, ancak Terim gibi büyük hocaların becerebileceği türden bir iş. Ama aynı Terim’in 34 hafta iyi futbol oynayan, en yakın rakibine 9 puanlık fark yapan takımının play-off’ta mental olarak sağlıklı kalması konusunda çok başarılı olduğunu söylemek güç.

Terim’in hemen her maç sonrasında play-off düzeninden şikayetlenmesi futbolcuların da gerilimini artırdı gibi. Üstelik Fatih Hoca’nın “Ligin ne zaman biteceğini bilmiyoruz. Bakarsınız Süper Final’in sonuna Hatır Kupası adıyla 3 maç daha eklerler” şeklindeki imalı eleştirileri de haklı değil. Çünkü TFF (beğenirsiniz veya beğenmezsiniz) play-off uygulamasını sezonun başında açıklamış ve her takımın planlarını buna göre yapması lazım. Eğer Fenerbahçe 34+6’yı daha iyi götürebildiyse burada hatanın bir kısmını Terim’de arayıp, kredinin bir kısmını da Kocaman’a vermek gerek.

Volkan faktörü
Fenerbahçe’de hiç şüphesiz Aykut Kocaman gibi bir rol model, Alex adında da doğal bir lider var. Ama bu ülkede bu tarz stresli ortamları iyi yönetebilmek için sahanın içinde bir yerli lidere ihtiyacınız vardır genelde. Emre gerektiğinde bu pozisyonu dolduruyordu ama bu sezon sıkça aldığı cezalar ve (gölgesi dahil) herkesle yaptığı sonsuz kavga, Fenerbahçe’de yeni bir lider ihtiyacı doğurdu. O ihtiyaca cevap çok geriden, kale çizgisinden geldi.

Volkan Demirel önce Fenerbahçe’nin (üst düzey liglerde az görülecek kadar tek taraflı bir oyuna sahne olan) Galatasaray galibiyetinde başrol oynadı. Sonra Kadıköy’de Beşiktaş önünde Edu’yla yaşadığı talihsiz pozisyona rağmen oyuna devam ederek epik bir öykü kaydetti hanesine. En son da İnönü’de kaybettikleri Beşiktaş maçı soyunma odası atmosferine liderlik yaptı. Kocaman’ın sahada Volkan gibi bir oyuncuya sahip olduğu için çok şanslı, Terim’in de kadrosunda böyle bir adamı olmadığı için çok şanssız olduğunu söyleyebiliriz herhalde…

270’de 250 devam eder mi?
Terim’in Kocaman’a göre en önemli avantajıysa hiç şüphesiz bu sezon oynanan ilk 3 maç… Hafta içinde gazetelerin manşetlerine de yansıdı: Terim’in takımına “270 dakikanın 250’sinde rakibi ezdiniz. Bunu tekrar yapabilirsiniz” dediği iddia ediliyor. Eğer Fatih Hoca takımına gerçekten bunları söylüyorsa, doğrusu çok haksız sayılmaz…

Galatasaray’ın bu sezon oynanan ilk 3 Boğaz Derbisi’nde rakibine karşı şutlarda 66-27, pozisyonlarda 28-9, kornerlerde 23-6 gibi ezici bir üstünlüğü söz konusu. Galatasaray’ın özellikle Seyrantepe’deki iki maçta rakibine “deyim yerindeyse” top göstermemesi, Kadıköy’de de maçı 2-0’dan 3-2’ye getirebilecek pozisyonları üretmesi, Terim’in en büyük güvencesi.

Ama Kocaman’ın takımının da Süper Final’deki 5 maçta bir dönüşüm yaşadığını, Fstats ölçümlerine göre 4 takım içinde en az koşan olmasına rağmen açık ara en fazla pas yapan ekip olduğunu buraya not etmek gerek.

İLK 3 DERBİDE GS, FB’Yİ EZDİ
KRİTER G.SARAY F.BAHÇE
Toplam şut 66(20+17+29) 27(11+10+6)
İsabetli şut 29(10+10+9) 12(3+5+4)
Toplam orta 69(18+24+27) 33(16+12+5)
İsabetli orta 20(7+7+6) 10(5+5+0)
Kornerler 23(9+6+8) 6(4+2+0)
Fauller 46(16+16+14) 63(19+21+23)
Ofsaytlar 4(0+3+1) 14(3+7+4)
Gol pozisyonu 28(11+7+10) 9(2+4+3)

FENERBAHÇE AZ KOŞTU, TOPU KOŞTURDU
İstatistik FB GS BJK TS
İsabetli pas 2170 1593 1512 1462
Pas ortalaması 434 318,6 302,4 292,4
Topla oynama %54 %51 %49 %44
Koşu toplamı 523,9 532,2 544,8 542,3
Ortalama koşu 104,8 106,4 109 108,5

  • Share/Bookmark
Makale tarihi : May 11, 2012 · 5 Yorum
Kategori: Fenerbahçe, Galatasaray, Maç önü, Milliyet, Uğur Meleke yazıları

Meleke, bu akşam 5N1K’da

Meleke bu akşam 5N1K’da derbiyi ve Terim’in ertelenen cezasını değerlendiriyor.
5N1K, 19:45′te CNNTÜRK’te.

  • Share/Bookmark
Makale tarihi : May 10, 2012 · 9 Yorum
Kategori: Genel

Sistem kumarı

SÜPER FİNALİN SÜPER FİNALİ YAZI DİZİSİ (2)
OFANSİF ANALİZ

Süper Final’de, Volkan yükseldi, Elmander düştü. Melo yükseldi, Mehmet Topuz düştü. Bireysel iniş çıkışlarla sarsılan her iki takımı ayakta tutansa, orta sahanın ortasında oynayan ikilileri oldu: Selçuk İnan, (Galatasaray şampiyon olursa) 2011-12 Süper Lig’in altın adamı olmayı bence şimdiden garantiledi. Duran toplarda adeta gizli bir “pause” düğmesine basıyor, golü atıp/attırıp oyunu yeniden başlatıyor! Adaşı Selçuk Şahin belki skora onun kadar tesir etmiyor, ama sakatlıktan “içine Xavi kaçmış gibi” dönmesi de (ben dahil) 10 yıldır onun Fenerbahçe’de oynamasını anlayamayan herkesi mahcup etme aşamasında… Melo büyük maçlarda sorumluluk almayı sürdürüyor, hem liderlik hem skor katkısıyla Terim’in en büyük kozları arasındaki yerini koruyor. Ama Süper Final’e damga vurma niyeti olan tek Brezilyalı o değil: Türkiye’ye geldiği günden beri gelişimini sürdüren/ilerleyen ve öğrenen Cristian, hemen hiçbir maçta skor tabelasını boş geçmiyor!

Dia devam eder mi?
Herkes Trabzon deplasmanında Cristian’ın, Alex’in rolünü üstlendiğini söyledi; teoride de haksız sayılmazlar. Ama maçın 90 dakika pratiği incelendiğinde Cristian’ın (Alexleşmekten ziyade) sarı-lacivertlilerin orta sahasını üçlediği, Fenerbahçe’nin klasik bir 4-3-3 oynamaya çalıştığı gözlemleniyor. Bu iddiamı destekleyen bir detay da Kocaman’ın sağ açıkta (bir orta saha oyuncusu) Mehmet Topuz’u değil, (bir forvet olan) Dia’yı tercih etmesi…
Aslında Kocaman, Fenerbahçe’de göreve geldiğinden beri bu sistemin hayalini kuruyordu, transferde çabuk kenar oyuncularına yönelmesinin, Alex’i santrforda denemesinin, Niang’ı sol açık kullanmasının altında hep bu düşünce vardı. Bu sezon Galatasaray’la oynanan ilk iki maça da böyle başladı, ama evdeki hesap çarşıya uymadı: Çünkü bir hocanın elinde Alex varsa, takımını Alex’in arkasına 8, önüne 1 adamla kurmak durumunda. Başka bir sistem oynayacaksanız da o düzende Alex’e net bir yer yok.
Hafta sonu da Alex büyük ihtimalle sahada olmadığına göre Kocaman’ın 4-3-3’ten (ve Dia’dan) vazgeçmesi için bence bir neden yok.

Sağ açık Elmander, santrfor Elmander’i bitirdi
Aynen Fenerbahçe gibi, Galatasaray’ın sağ açık pozisyonunda da bir belirsizlik söz konusu… Terim, Trabzon deplasmanına klasik 11’iyle çıktığı için yaptığı sistem değişikliği pek hissedilmedi ama aslında Karadeniz’de taşlar yerinden oynadı: Elmander maça Eboue’nin önünde, Emre göbekte başladı. Eboue’nin İsveçli’yle uyumu ve sezonun ofansif olarak en etkili oyununu oynaması Terim’in kafasını karıştırdı, sağ açık Elmander’den sağlanan kazanca takılıp, santrfor Elmander’den kaybını göz ardı etti. Ve Galatasaray’ın belki de bu sezonki en iyi adamı, “defansif santrfor” Elmander, dikey bir düşüşe geçti…
Artık leblebi gibi gol atamayan Galatasaray’ın sorunu ileri uçta arandı, Necati’nin forması Baros’a devredildi (Ki bence zaten Elmander’le daha iyi anlaşan adam da çabukluğu ve zekasıyla Baros’tu). Ama Terim’in Kadıköy’de sistem tercihi yine 4-1-4-1 olursa (yani Elmander sağa kayarsa), Galatasaray’ın gol sorununa Baros da çare olamaz. Bence Terim’in derbide rakibi şaşırtayım derken kendi takımını şaşırtmaması gerek. Sezon boyunca denenmiş ve başarılı olmuş santrfor Elmander’li 4-4-2, Galatasaray’ın bu yılki liderliğinin şifresi gibi.

Selçuk İnan, Gökhan Gönül’e karşı
Tabii ki Galatasaray’ın başarı şifresinden söz edip oraya duran topları (ve durmayan Selçuk’u) koymamak haksızlık olur. Süper Final’de 2 gol, 1 asist, 14 şutla oynayan Selçuk’un Fenerbahçe maçının da kader adamı olması kimseyi şaşırtmaz. Terim eğer bu maça Baros değil Necati ile çıkarsa sanırım en önemli nedeni, Türk santrforun Selçuk’un kavisli toplarıyla buluşma ihtimalinin Çek meslektaşından fazla olmasıdır.
Belki Galatasaray kadar değil, ama Fenerbahçe de bu yıl duran toplardan kazanç sağlama konusunda olumlu işler yapıyor. Alex’le başlayan kornerlerde ön direk kullanma başarısı Stoch’la sürdü, çoğu maçta sahanın en kısası olan Gökhan Gönül, bir anda duran topların en uzununa dönüştü. Eğer bu maçın neticesini bir duran top belirleyecekse büyük bir ihtimalle skor tabelasında Selçuk İnan ya da Gönül’ün ismi yazacak.

Semih’in ilacı Semih mi?
Kocaman’ın hiç şüphesiz bir başka duran top silahı da Semih Şentürk… Aykut Hoca’nın Trabzon’daki ileri üçlüsü Dia-Bienvenu-Stoch’tu, üstelik sürpriz Kamerunlu bir de gol atıp hocasını mahcup etmemişti. Ama söz konusu olan Galatasaray derbisiyse durum değişebilir: Semih gerek bu derbiye olan alışkanlığı, gerekse adaşı rakip stoperi rahatsız etme ihtimalinin fazlalığıyla sezon finalinin ilk 11’inde kendine yer bulabilir.
Çünkü Semih Kaya bu sezon kuvvete karşı (Almeida, Tum, Eneramo’ya karşı) iyi sınavlar verdi, gücüyle oyun zekası aynı düzeyde olmayan Bienvenu’yü de onlar gibi saf dışı edebilir. Ama Semih Şentürk’ün çabukluğu ve zekası Semih Kaya’ya daha fazla sorun çıkarabilir gibi…

YAZI DİZİSİNDE YARIN
Boğaz Derbisi’nin 270 dakikasının 250’sinde topa hakim olup oyunu yönlendirmeyi hedefleyen Terim, kalan 90’da aynı stratejiyi sürdürür mü? Normal sezonun aksine Süper Final’de topla oynama oranlarını artıran Kocaman’ın tavrı değişir mi, Galatasaray karşısında kontr atak arayışına döner mi?

  • Share/Bookmark
Makale tarihi : May 10, 2012 · Yorum yaz
Kategori: Fenerbahçe, Galatasaray, Maç önü, Milliyet, Uğur Meleke yazıları

Fener Cimbom’a, Cimbom Fener’e dönüştü!

SÜPER FİNALİN SÜPER FİNALİ YAZI DİZİSİ (1)
DEFANSİF ANALİZ

Normal sezonda defansif olarak önemli problemler yaşayan Fenerbahçe, Bekir-Gökhan’ın gelişen uyumu ve “Yaralı diz Volkan”la play-offun en az gol yiyen takımı oldu. İlk 34 haftada ligin açık ara en sağlam kalesi olan Galatasaray savunmasıysa geriledi ve maç başına verdiği net pozisyon sayısı 4’e çıktı

Sezona Euro 2008’de (tüm çatlak seslere rağmen) güvendiği ve iyi netice aldığı ikilisi Servet-Gökhan’la başlayan ama bu kez umduğunu bulamayan Terim, kısa süre sonra defansının yapısını tamamen değiştirdi. Liderlik vasıfları üst düzey olan tecrübeli Ujfalusi sağ bekten göbeğe kaydı, Çek stoperin sürpriz partneriyse Semih Kaya oldu. Sezona orta saha-hücumda başlayan Eboue esas görev yerine dönüp güven kazanırken, Hakan Balta da savunmadaki gelişime uydu ve dikey düşüşünü durdurdu.

Semih’in zaafı ortaya çıktı
Bu dörtlü normal sezonda çok uyumlu bir grup oldu; kuvvetlenmiş Semih (neredeyse ligdeki rakiplerinin tamamı tek hücumcuyla oynadığı için) rakip santrforlarla eşleşti; Ujfalusi hem genç partnerini yönlendirdi, hem de arkada onun açıklarını süpürdü. Bülent Korkmaz dönemindeki Hamburg/Trabzonspor maçlarında ona güvenilmediğinde Semih’le ilgili en önemli endişe kuvvetsizliğiydi. Ama geçen iki sezonda Semih kuvvetlenmiş, hatta genç stoperin en önemli özelliği kuvveti ve yere sağlam basması olmuş.

Nitekim Semih, normal sezonda Eneramo-Almeida-Tum gibi kuvvetli santrforlara karşı verdiği sınavlardan neredeyse hatasız çıktı. Ama milli stoperin (ve aslında partneri Ujfalusi’nin) sürate ve zekaya karşı zaafları Galatasaray üst üste maçlar kazandığı için gözden kaçtı. Semih sezon boyunca en zor zamanları Pedriel-Erman ve Burak Yılmaz karşısında yaşadı, hızlı ve akıllı forvetler doğru pozisyon alıp genç oyuncuyu zor durumlara soktular. Bu noktada, veteran Ujfalusi’nin de Semih’in bu eksik yönünü tamamlayacak özelliklere sahip olmadığının altını çizmek lazım.

Eboue-Engin(Emre) çatlağı
Normal sezonda her 5 maçta ortalama 3,5 gol yiyen Galatasaray’ın play-offtaki ilk 5 müsabakada 6 gol yemesi aslında sürpriz değil… Çünkü ilk 34 haftada 105 (maç başına 3) pozisyon veren sarı-kırmızılılar, Süper Final’de kalelerinde 20 (maç başına 4) net pozisyon gördüler. Ve bu düşüşün faturasını da sadece stoperlere kesmek pek doğru sayılmaz. İki bek Eboue ve Hakan da stoperler kadar sorumlular bu faturada.

Galatasaray’ın Fildişili sağ beki Eboue, play-off’ta Trabzon’daki süper oyunuyla parmak ısırttı ama sağ kanadın defansif performansı da her geçen gün geriledi Galatasaray’da. Ve bu gerilemede Eboue’nin sağ çizgide genelde Emre, bazen de Engin’le artan uyumsuzluğunun rolü büyük.

Terim de sağ çizgideki problemi gözlemlemiş olacak ki, iki Trabzon maçında sağ çizgiyi ciddi sürelerle Elmander’e teslim etti ve zaman zaman bu ikili yaptıkları iyi işlerle yüz güldürdüler. Ama sağ açık Elmander’den sağlanan kazanç, santrfor Elmander kaybını karşıladı mı, tabii ki orası ciddi bir muamma…

Bekir, Gökhan’ı iyi tamamladı
Fenerbahçe’nin sağı, Galatasaray’ın sağına göre daha az problemli gözüküyordu; ama bir nokta Kocaman’ın başını sezon boyunca çok ağrıttı: Milli takımın da umudu olan 1989’lu genç sağ stoper Serdar Kesimal, topu oyuna sokmaktaki becerisini, kesicilikte gösteremedi. Bolca bireysel hata yaptı, gerek Kocaman’ın gerek Avcı’nın gelecek planlarına yaptığı bodoslama girişe leke sürdü. Kocaman bu kadar kritik bir sezonda Serdar’a daha fazla kredi tanıyabilecek durumda değildi, haklı olarak Yobo’nun partnerliğini Bekir’e teslim etti.
Bekir belki oyuna Serdar kadar katkı yapamıyor, belki sert faullerle kart problemine erken girebilme riski taşıyordu. Ama Bekir, iki önemli özelliğiyle Fenerbahçe’nin play-offtaki yıldızları arasına girmeyi başardı: Birincisi, takımın Volkan’la birlikte en yürekten oynayan adamı oldu. İkincisi de, Gökhan’a daha fazla özgürlük tanıdı, Fenerbahçe’nin milli sağ bekinin daha rahat ileriye çıkmasını sağladı.

“Yaralı diz” Volkan!
Bekir’in yürekliliğine play-offtaki Galatasaray galibiyetinde Alex de vurgu yaptı, ama onun yüreği maçın en iyisi olmasına yetmedi: Volkan Demirel, play-offun bütününde gösterdiği performansla bu sene Süper Lig’in en iyisi olmaya aday. Büyük bir ihtimalle son maçta şampiyon Fenerbahçe olursa 2011-12’nin altın adamı Volkan, Galatasaray olursa Selçuk İnan olarak kayıtlara geçecek gibi…
Alex doğal bir lider ama Fenerbahçe gibi takımlarda bir de yerli kahramana her zaman ihtiyaç duyuluyor. Emre’nin son dönemde aldığı cezalar, herkesle (ve hatta gölgesiyle) yaşadığı sorunlar sarı-lacivertlilerde yeni bir lider ihtiyacı doğurmuştu, bu rolü Volkan layıkıyla üstlendi. Beşiktaş maçının başında Edu ile yaşadığı talihsiz pozisyona hepimiz çok üzüldük, ama her şerde bir hayır vardır derler: Volkan’ın o maçı “delik diz” ile tamamlaması tecrübeli kalecinin kariyerine epik bir öykü ekledi. Fenerbahçe bu sezonu şampiyon tamamlarsa herhalde yılın en etkileyici fotoğrafı, Volkan’ın maç gecesi twitter’dan paylaştığı yaralı dizi olacak.

YAZI DİZİSİNDE YARIN: Fenerbahçe-Galatasaray maçının ofansif analizi… Galatasaray’da Elmander sağ çizgide mi, yoksa hücumun göbeğinde mi başlamalı? Fenerbahçe’nin Galatasaray hücum planı Bienvenu’lü 4-3-3 mü, Semih’li 4-1-4-1 mi olacak?

  • Share/Bookmark
Makale tarihi : May 9, 2012 · 4 Yorum
Kategori: Fenerbahçe, Galatasaray, Glokal, Maç önü, Milliyet, Uğur Meleke yazıları

Ben o gemide değilim Sayın Bakan!

Son üç yıl içinde Süper Lig’de iki hakem (Yılmaz ve Ongun) başlarından yaralandılar; bir hakem (Göçek) de yüzlerce taraftar tarafından linç edilmek istendi. Ankaragüçlü 43 sporsevmez stada döner bıçakları sokmak isterken yakalandılar, Göztepe-Karşıyaka maçında 82 kişi polise mukavemet/koltuk ve meşale yakmak gibi sayısız suçla göz altına alındılar. Çakar’ın iddiasına göre Manisa Başkanı Yaralı, Ordu Başkanı Türkmen’i kafasına bir şarjör boşaltmakla tehdit etti. MİY teknik direktörü Yeşilova, sahanın içinde bıçaklandı.

Diyarbakırlı futbolculardan sonra şimdi de Trabzonsporlu Zokora ırkçı saldırıya uğradığı iddiasında. Dün Trabzon’da bir spor müsabakasında Emre ve Stoch, başlarına gelen sert cisimlerle yaralanmalar yaşadılar. Ve artık ne benim, ne de çevremdeki hiç kimsenin bu ülkede futbolu sevecek, izleyecek ve konuşacak hali kalmadı.
***
6222 sayılı kanunun ilk haline göre kulüpler ivedilikle statlarını (yabancı cisim atanları ayırt edebilecek) kamera donanımlarına kavuşturacaklardı. Hatta eski TFF Başkanı Özgener bana bu işi bizzat federasyonun üstlendiğini söylemişti. 3 TFF Başkanı değişti, hiçbir olumlu gelişme olmadığı gibi kulüplere bu konuda ekstra 3 yıl daha süre verildi.

Dostum Kanat Atkaya’nın harika yazısında okumuşsunuzdur; Kartal-Kasımpaşa maçında kalp krizi geçiren bir taraftar, tribüne ambulans gelemediği için hayati tehlike geçirdi. Altay Başkanı Hızlıok’un TFF Kongresi’nde bu minvalde yaptığı konuşma önce Cavcav tarafından sabote edildi. Sonra kürsüden zorla indirilen Hızlıok’a, Demirören, “herkes haddini bilecek” şeklinde ince bir mesaj gönderdi.

Ben bu yazıyı kaleme aldığım sırada PFDK’nın “temiz kramponlar operasyonu” ile ilgili kararı belli değil, belki siz okurken cezalar açıklanmış olacak. Ama Bakan Kılıç’ın “hepimiz aynı gemideyiz” çıkışına bakılırsa maksat yine gemiyi süpürmek değil, gemi ekonomisini yürütmek…

Bakanın görüşüne saygı duyuyorum, ama bence hepimiz aynı gemide değiliz artık… En azından ben o gemide değilim arkadaş… Ne zaman bir futbolcunun başına bir sert cisim geldiğinde atanı kamerayla tespit edecek duruma gelirsiniz, ben o zaman o gemiye binerim Sayın Bakan… Ne zaman TFF Kongresi’ni 300 zengin fanatiğin elinden kurtarır ve sporculara/antrenörlere/futbol adamlarına teslim edersiniz, ben o zaman o gemiye binerim Sayın Bakan… Ne zaman hayatımızın merkezine parayı değil adaleti, hukuku ve utanma duygusunu koyarız, ben o zaman o gemiye binerim Sayın Bakan.

Ben o gemide değilim Sayın Bakan. Ve inanın, o gemideki namusluların oranı da her geçen gün azalıyor.
**********************************************************
www.ugurmeleke.com
twitter.com/ugurmeleke
facebook.com/ugurmeleke
youtube.com/ugurmeleke

  • Share/Bookmark
Makale tarihi : May 7, 2012 · 45 Yorum
Kategori: Fenerbahçe, Milliyet, Müsabaka Tenkit, Trabzonspor, Uğur Meleke yazıları

Akıllar sahaya yansımıyor

Tayfur Havutçu çeşitli sebeplerle/bir şekilde iki sezon üst üste Beşiktaş’ı son iki ay yönetiyor ve iki gelişi önemli bir benzerlik taşıyor: Portekizliler’in performansı Havutçu yönetiminde enteresan bir şekilde artıyor. Geçen yıl Almeida’nın hemen hemen bütün golleri, Havutçu görevdeyken gelmişti. İlk günleri sakatlıklarla geçen Fernandes sezonu tepe performansla bitirmiş, Quaresma’da da çıkış yaşanmıştı. Belli ki Portekizliler Havutçu’yu seviyor, ya da Tayfur Hoca onlardan daha iyi verim almayı bir biçimde beceriyor. Karabük önünde yaptığı son derece lüzumsuz hareketle 3 maç ceza aldığında biletinin kesilmesi gündemde olan Almeida, yine etkili oyun ve golle döndü. Quaresma’yı sakatlık sonrası sanırım ilk kez bu kadar oyunun içinde görüyorum. Fernandes süper bir gününde değildi ama galiba ileri dörtlü 4 Portekizli’yle kurulduğunda “çete” kendini daha iyi hissediyor. Durum böyle olunca da bir hareketleriyle maç kaderi değiştirebiliyorlar. Dün olduğu gibi…

Çete üretimi bir gole Fenerbahçe’nin mukavemet gösterememesini çeşitli sebeplere bağlayabilirsiniz: Sow yoktu, Emre 1 saat yoktu, Alex tam düzelmemişti diyebilirsiniz (Ki aslında hepsi de doğru olur)… Ama bence en az bunlar kadar doğru olan bir şey daha var: Gerilim hiç kimseye yaramıyor. Kavgada yumruk sayılmıyor. Siz konuşmalarınızda futbolun dışına çıktıkça, sporcuları da oyunun içinde tutmak zorlaşıyor. Ben dün Fenerbahçeli futbolcuları sahada göremedim çoğunlukla. Formaları vardı, bedenleri de. Ama akılları belli ki sahada değildi. Ya da moda tabirle; akıllar, sahaya yansımıyordu dün!

***
İnönü’ye bakınca görülen ilk şeyse kadın-çocuk taraftarların oluşturduğu cümbüş… Cümbüş harika, ambiyans süper… Ama bu işte bir gariplik var sanki: Bir kulüp (Beşiktaş, Fenerbahçe vb.) kötü tezahürat/yabancı cisim gibi nedenlerle ceza alıyor. Ama bu ceza caydırıcı olmak şöyle dursun, görsel bir şölen davetiyesine dönüşüyor! 20-30 bin kadın statları hınca hınç dolduruyorlar, üstüne üstlük ağız dolusu küfür etmekten de geri durmuyorlar! Dün benim gözümün önünde (medya tribününün hemen sağındaki) kadınlar toplu halde küfrederken utandım doğrusu. Eminim onlar da yaptıklarıyla gurur duymuyorlardır.

En baştan bize de cazip gözüken bu seksist uygulama, amacından bayağı saptı bence. Ve güzellik bir yana, çirkin/acayip bir garabete dönüşüyor yavaş yavaş…

  • Share/Bookmark
Makale tarihi : May 4, 2012 · Yorum yaz
Kategori: Beşiktaş, Fenerbahçe, Milliyet, Müsabaka Tenkit, Uğur Meleke yazıları

“N’oluyo ulan, n’oluyo?”

Galatasaray’ın, Fenerbahçe karşısında tek taraflı maç oynamasına rağmen kazanamaması belli ki sarı-kırmızılılarda bir kimya bozulmasına neden oldu: Terim çok uzun süredir 4-4-2’yi başarıyla oynayan takımını Trabzon’da sahaya 4-1-4-1 çıkardı ve Elmander’i sağ açıkta kullandı. Orada bence esas amaç beşli orta saha oynayan (ve fantastik Colman’a sahip olan) Trabzon’a karşı göbekte eksik kalmamaktı, ama bir “Serendip öyküsü” yaşandı. Yani Terim bir şey ararken, bambaşka bir şey buldu: Önündeki Elmander’le çok iyi anlaşan Eboue, Galatasaray’a geldiği günden beri en etkili ofansif performansını gösterdi. Terim, Eboue’den (bence) beklemediği böyle bir katkı alınca, Necati de tek santrfor rolüyle iki gol atınca Seyrantepe’ye Trabzon’daki düzenini koruyarak çıktı. Ama bu kez evdeki hesap, çarşıya uymadı.

Ligin ikinci yarısındaki maçtan beri Eboue’yle aralarında bir husumet de olan Olcan, bu kez Fildişili’yi iyi durdurdu. Şans meleği Necati’nin yanında değildi, kolay goller gelmedi, durum böyle olunca fiziksel zaafları da su yüzüne çıktı. Necati atılanı alamayınca, arkasını dönemeyince, pozisyon bulamayınca sinirleri de gerildi; Elmander’le bir taç atışı yüzünden kavga ettiler. Bence Elmander’in sıradan bir tepkisine aşırı reaksiyon verdi, “N’oluyo ulan, n’oluyo?” nidaları tribünlerden duyuldu. Necati bu aşırı hareketleriyle hem İsveçli’yi hem de kendini kalan bölümde ciddi biçimde oyundan düşürdü. Eğer yanılmıyorsam (Engin’in bir ıskası sonucu gelişen tesadüfi bir top hariç) ikili arasında 50 dakika boyunca sıfır paslaşma oldu. Yani Necati, “n’oluyo ulan n’oluyo” dedi, olan Galatasaray’a oldu! Sarı-kırmızılılar belki de ligin başından beri en az “net pozisyon” ürettikleri maçı oynadılar dün gece…

Sezonun genelinde hep övdüğümüz Terim’in de dün sahada iyi gitmeyen bir şeyleri sezme ve şok tedavi uygulama konusunda yetersiz kaldığını düşünüyorum. Galatasaray’ın gole ihtiyacı varsa artık herkes 60’ta Aydın’ın, 70’e doğru da Baros’un gireceğini biliyor. Oysa dün bir kriz yaşanıyordu ve sanki Galatasaray’ın ezber değişikliklerden daha erken bir müdahaleye ihtiyacı vardı.

Avrupa Ligi bileti için çok avantajlı konuma geçen Trabzon’un (biri mecburi) yalnızca iki değişiklikle 4 günde evrim geçirmesi de hiç şüphe yok ki, bir Şenol Güneş başarısı… O yüzden Terim’in formunun düşük olduğu dünde Güneş’e de hak ettiği krediyi vermek gerek.

  • Share/Bookmark
Makale tarihi : May 3, 2012 · 3 Yorum
Kategori: Galatasaray, Milliyet, Müsabaka Tenkit, Trabzonspor, Uğur Meleke yazıları

Bizim mahalle

Çocukluğumun geçtiği mahalle nahif bir muhitti, yaşça büyük ağbilerimize acayip saygımız vardı. Fırıncı Ediz Ağbi vardı mesela, futbolu çok severdi, ama yaklaşık 50 kiloluk fazlası olduğu için fiziği oynamaya pek müsait değildi. Saygımızdan alırdık onu halı saha maçlarına. İleride beklerdi tek başına. Mecbur kalmadıkça topu ona atmazdık, bilirdik ki attığımız pası eveleyecek geveleyecek, yüzünü kaleye dönemeyecek, sonra da meşin yuvarlağı ayaklarına dolaştırıp kaybedecek.

Bi de Büfeci Sabri Ağbimiz vardı mesela. O fitti fit olmasına da, yaşı artık geçmişte yapabildiklerini yapmasına, eskisi gibi çalım atmasına/şut çekmesine müsaade etmiyordu. O pek kabullenemiyordu bu durumu. Durarak oynuyordu. Her topu ayağına bekliyor, çalım deniyor, atamıyor, sonra da itiraz ediyordu.
Bizim mahallede olurdu böyle şeyler… Sizin mahallede de olmuştur muhakkak. Ama Beşiktaş’ta olması biraz garip geliyor bana… Siyah-beyazlıların 33 numaralı santrforunun artık bizim Fırıncı Ediz Ağbi’den pek bir farkı kalmamış. 20 numaralı sol açığı da artık ununu elemiş/eleğini asmamış Büfeci Sabri Ağbi gibi. Bizim halı saha maçları iki kişi eksik oynamayı kaldırır da, bir Süper Lig müsabakasında bir büyük takımın maçı 9 kişi bitirmesi zor oluyordur herhalde.

Üstelik karşılarında maçı kazanmayı hak edecek aksiyonları da üretemeyen bir Fenerbahçe olmasına rağmen…
İlk yarıda hemen hiç futbol yoktu. Volkan’ın 8 dakikalık üzücü sakatlığına Bekir’in başrolde olduğu 45+8 dakika süren bir kavga eklenince dün ilk yarıda ne oynandı gerçekten çözemedi hiç kimse… Müsabaka esasında ikinci yarının başlangıç düdüğüyle start aldı, bolca mücadele ve kavga edildi, az futbol oynandı ve duran topları daha iyi değerlendiren taraf kazandı maçı…

Duran topların birincisi için Stoch’u, ikincisi için Toraman-Egemen’i, üçüncüsü içinse Gökhan ve Alex’i tebrik etmek gerek. Tribündeki Alex’i neden tebrik ediyorsun derseniz, birçok maçta sahanın en kısası olan Gökhan’ın kariyerine korner etkinliğini eklediği için. Onunla akıl birliği kurup, ön direkte iş yapma konusundaki ısrarı için. Ve nihayet bu etkinliği Stoch-Gökhan arasında izleyip tribünde gururlanmayı hak ettiği için.
Lig hâlâ tüm heyecanıyla devam ediyorsa Fenerbahçe Gökhan’a ve Alex’e çok şey borçlu bugün…

  • Share/Bookmark
Makale tarihi : April 30, 2012 · Yorum yaz
Kategori: Beşiktaş, Fenerbahçe, Milliyet, Müsabaka Tenkit, Uğur Meleke yazıları